Kimine şeb-i arûstur; aşk ile sevgilisine kavuşur. Kimi, ruhunun ruhuna varır, kucaklar; cennette buluşur.

Farz-ı Misal

Bu yalan dünyada tek hakikat midir, ölüm denen o cani?

Cani olsa neye yarar ki? Hey gidi, o da değil mi fani?

Ab-ı hayatı da içse Âdem evladı, yine olmaz kânî.

Kimisi der "Yetmez.", kimisi der "Gelsin artık rücû-i sânî."

 

Kimine şeb-i arûstur; aşk ile sevgilisine kavuşur.

Kimi, ruhunun ruhuna varır, kucaklar; cennette buluşur.

Kimi kulaklar işitir ölümü, titrer; yüzleri buruşur.

Kaçış yoktur, Allâme-i Cihân padişahı verse de menşur.

 

Şafak vakti dolunay gibi sen güneşe okusan da meydan,

Heyhat ki kıyamette dürecek her ikisini de yaradan.

İnadı, hırsı bırak; vakti kıyamette dikiyor ol fidan.

Ey vaziyeti perişan, eyleme iki dünyanı da zindan.

 

Ölüm ne ola ki? Bırakıyor ağızda bir tat; zira acı.

Ölüm denen gerçek, öyle bir şey ki altüst eder taht-ı tâcı.

Yalnız amelin gelir senle; kalmaz ne yâr, ne ana, ne bacı...

Sahi, hâlin ne olur; olmasa Peygamberin sana duacı?

 

Su misali akar ömür ya. Kavuşmak mı, yaşamak mı kutsal?

Nehir haşmetli, kıpır kıpır... Amma menzilinden emin bu sal.

Yüzüyor dalga dalga; artık gelsin arzusunda vakti visâl.

Hakikat mi tüm bu sözler? Zira ölüm bu, denmez farz-ı misal.

 

Enes Özdemir

Paylaş: